dinisohbet
15/5/2009 · Kategori: dini sohbet
Aman Çeşme
Annem
Arayı Arayı
Aşkın İle Aşıklar
Ben Bir Yakup İdim
Ben Ne Cevap Vereyim
Biz Dünyadan Gider Olduk
Bülbüller Şakır Sana
Çağırsalar
Çaren mi Var
Dilhanesi Pürnur Olur
Divane Gönlüm
Doğduğu Gece
Efendime
Ey Allahım
Ey Yolcular
Gururlanma
Hak Şerleri Hayreyler
Kadir Gecesi
Medineye Varamadım
Semaver
Vardım Değirmene
Yürü Dünya
Açan Çiçeklere Meyve
Affet İsyanım
Allahım Bizi Affet
Bülbüller Sazda
Canımı Vereyim
Ey Enbiyalar Serveri
Ey Yarenler Ey Kardeşler
Hayalin Önümde
Hazan Ölüm
Hel Tekbeluni
İnsanoğlu
Seni Seven Aşıkların
Sevdim Seni
Şu Benim Divane Gönlüm
Ya Rab Haberin Nereden Alalım
Aşkın Elinden
Ben Dervişim Diyene
Beytullah
Bir Garibsin
Biz Gideriz
Bu Aklu Fikr İle
Bu Aşk
Canı Tenden Geçip
Dervişlik Yolu
Destur Alalım
Gaflet Uykusunda Yatar
Geçtiğiniz Yollara
Haktan İnen Şerbeti
Niye Gülersin
Seyreyleyip Yandım
Yan Yüreğim Yan
Ademoğlu Aç Gözünü
Ağlar Yakup Nebi
Ahir Zaman
Aklını Başına Topla
Alemi Başıboş Sanma
Allah Diye Diye
Allah Sevgisi
Anne
Aşk
Aşkın ile Aşıklar
Aşksızlara Verme Öğüt
Azrail Başa Geldiği Zaman
Benim Bunda Kararım Yok
Besmeleyle Başlarız
Bir Gün Olur İnanırsın
Bir Kez Gönül Yıktın ise
Bugünün Yarını Var
Bunca Ömür
Cevher Pula Satılmaz
Davet
Dedikleri Gerçek imiş
Derman Arardım Derdime
Divane Nefsim
Doğru Ol
Dost Olmuşum
Efendim Doğduğu Gece
Engel Olur mu
Ey Yolcular
Gel Aldanma Bu Dünyaya
Gel Gidelim Dosta Gönül
Gelin Allah Diyelim
Gelip de Bir Görsen
Göçtü Kervan
Gönül Hakikate Erdikten Beri
Göstermiyor mu
Gözlerim Yollarda Kaldı
Günahkarım
Günahımla Geldim Sana
Günahlar Dökülür
Hakka Yalvarış
Hemen Kurtuldun mu Sandın
Her Derdin İlacı
Herkese Nasip Olmaz
Hiç Bilmem ki Sıra Kimin
İçinde
İki Cihanın Gülü
İmdat Eyle Allah'ım
İnsaf
İstigfar Eyle
Kabenin Yolları
Kabir
Kadı Iyad
Kapına Geldim
Kim Umar Senden Vefayı
Kulak
La İlahe İllallah
Manzum Atasözleri
Mevlayı Sever
Mezar
Mezardakiler
Muhabbetsiz
Namaz Kılalım Namaz
Ne Fayda
Ne Yürürsün Hayal Üzre
Nebiler Şahı
Nefsim
Nefsime Öğüt
Nideyim Nefsim Seni
Olabilir
Ölüm Var
Ölüme Çare mi
Pervaneden Al
Resulullah
Saadet Ancak Namazla Başlar
Selam Olsun
Seni Ararım Seni
Seni Göresim Gelir
Seni Seven Aşıklar
Sığınırım Rahmetine
Sözü Dağların
Şol Cennetin Nehirleri
Tahtadan Kutu
Veysel Karani
Ya Resulallah
Yaka Geldi Yaka Gider
Yalvar Güzel Allah'a
Yalvaralım Allah'a
Yusuf'um
Yücesin Ya Resulallah
Yürü Dünya Yürü Sonun Virandır
Zikre Dalmış
Zikrullah ile
HELAL DAİRESİ
Bir balık, bitkilerden ve cansızlardan farklı olarak, dilediği yöne doğru hareket etme hürriyetine sahip. Ama bu hürriyet, deniz ile sınırlı. Ondan dışarı çıkması yasaklanmış. Karalar, ormanlar onun için yasak bölge. Tilkilerle, aslanlarla arkadaşlık etmesi, sanki, haram kılınmış. O, denizde yaşayacak ve ömrünü diğer balıklarla geçirecektir.
İnsanın denizi de "helâl dairesi" dir.
"Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur." (Sözler)
İnsan, bu daire içinde kalmak şartıyla, istediği gibi hareket edebilir, dilediği gibi safa sürebilir. Ama bu dairenin dışı, onun için cehennem tarlasıdır. Buna göre, hürriyeti şöyle de tarif edebiliriz: "Hürriyet, helâl ve haram dairelerinden dilediğini seçebilme yetkisi ve netice itibariyle de cennet ve cehennem yollarından istediğine girme serbestisidir."
Kul, hür olmaz, dedik. Nasıl olsun ki, kölenin bile hürriyeti söz konusu değil. Kulluk ise, kölelikten çok daha ileri bir bağımlılık. Mutlak mânâda ve sınırsız bir hürriyete sahip olmadığımızı nefsimize iyice kabul ettirmek için şöyle bir düşünelim: İnsanoğlu, eliyle işitip, gözüyle koku alıp, kulağıyla görebiliyor mu? Hayır. Aklıyla hıfzedip, kalbiyle anlayıp, hafızasıyla sevebiliyor mu? Cevap; yine hayır.
Demek ki, insan her organını ve duygusunu yerinde kullanmaya mecbur. Onu yaratan, organlarını yerli yerine koyan ve ruh âlemini akıl almaz bir şekilde tanzim eden, her duyguyu, her hissi ayrı vazifelerde çalıştıran biri var. Şu var ki, bu organların ve duyguların önüne iki saha açılmış: Helâl ve haram meydanları.
Ayağıyla dilediği yere gidip gözüyle istediği yöne bakabildiği gibi, aklını her sahada kullanabiliyor ve hafızasına, olur- olmaz, her şeyi doldurabiliyor.Bu sermayelerden her biri insanın akıl ve vicdanına emrediyorlar ki: "Bizi dilediğin gibi yönlendiremezsin! Sen irade sıfatını doğru değerlendirmeli ve bizi yaratılış gayemizde kullanmalısın!" İnsan iradesine tanınan bu hürriyet, bu serbesti, bu seçme hakkı, ne yazık ki, çoklarınca yanlış değerlendiriliyor.
İnsanoğlu, babasına, amirine, devletine karşı gelme hürriyetine sahip olmadığını çok iyi bildiği halde, nasıl oluyor da, Rabbine, Hâlıkına, Mâlikine karşı kendini hür ve serbest sanabiliyor!?..
Nur Müellifi, hürriyet konusunda çok önemli bir noktaya da şöyle parmak basıyor:
"Bazı sefih ve lâübaliler hür yaşamak istemediklerinden, nefs-i emmarenin esaret-i rezilesi altına girmek istiyorlar." (Hutbe-i Şamiye)
Hür olduğunu, dilediği gibi hareket edebileceğini iddia eden bir insan, gerçekte nefsinin esareti altına girmiştir. Nefsi ona kötülüğü emreder; o da bu emre kayıtsız şartsız itaat eder.
Ve bu esaret, rezil bir esarettir. Bir alimin hizmetine girmiş bir insanla, bir soygun şebekesinde çalışan bir başka insan ilk bakışta aynı noktada birleşirler: İkisi de emir altındadır. Ama birincisi büyük bir şereftir, sonu ilim ve irfana çıkar. Diğeri ise rezalettir; neticesi azap ve zindandır.